Dirilmek Üzerine

    İnsan ne ile yaşar? Zaman zaman sorarım bu soruyu kendime…Düşünürüm düşünürüm…

    İslâm Medeniyeti ama o bile değil ve milleti aklıma gelir. Hâkim oldukları coğrafyaya nasıl damga vurdukları gözümde canlanır… Madde ile manayı özümseyip “Dirilen Millet…’’

    Tarihimize baktığımızda son 200 yıl hayli sancılı geçmiş ve hala da geçmekte… Batılı mı? olalım, Doğulu mu? Derken ârafta kalmışız sanıyoruz. Bu ikircikli durum dişli çarkına almış, sıkıştırmış milletimizi, medeniyetimizi… Ne ileri gidebilmişiz, ne de geri…. Özümüzden uzakta hakikati beklemişiz… Özellikle Tanzimat sonrası batılılaşamayan yüzümüz, aslı olan Medeniyete mütemadiyen göz kırpmıştır. Cumhuriyet sonrası değişen rejim, yapılan yenilikler küsen bu yüzü inatla Batıya çevirmiştir. Zorlaya zorlaya dönen bu yüz “-mış’’ gibi yaparak Batının sosyo-ekonomik debdebesinde kaybolup gitmiştir. Çiy kalan dönüşüm, aslını tamamlayamamıştır. Çünkü Batı ile Medeniyetimiz arasında koca bir hakikat farkı var. “izm”lere hapsolmuş materyalizmin angaje edildiği dimağlar ne yazık ki bu nüansı göremiyorlar. Çağdaş, demokrat, modernizm gibi Batı kökenli ve kaynaklı lafızlar beyinleri dondurmuş milletimizi özünü unutma noktasına getirmiştir.

    İşte tam da burada “Diriliş” fikriyatı devreye giriyor. Ey Milletim! Özüne dön… Sen İslâm Medeniyetinin ferdisin… Medeniyetin yabancı söz ve kavramları, anlamları alaşağı eder, yeter ki kendini bil…

    Bu yüzden pergel misali bir ayağımızı Diriliş’e sabitleyip, diğer ayağımızla da bu fikir etrafında kendimizi geliştirmeliyiz. Diriliş fikrini rehber edinip inanç-iman- azimle yola devam etmeliyiz…

    Heybemizin aldığı kadar, Diriliş fikriyatıyla nasiplenip özümüz için medeniyetimize yakıştığı gibi çalışmalıyız…

AKIN ÖZER