TERCİH

    Eğer bir sorun çıkmazsa 7 Haziran 2015 günü bir genel seçim yapılacak. Her seçim süresince olduğu gibi bu seçim süresince de koparılan gürültü, ölçüsüz harcamalar ve ciddiyetten uzak vaatlerle oy alan partilerin ve milletvekillerinin Büyük Millet Meclisi’ne girer girmez ne yapacağını sanıyorsunuz?

    Tercihinizi neye göre yaparsınız? Milletin ve devletin kimler tarafından, nasıl yönetileceğine karar verilecek, maddî ve manevî büyük sorumluluğu genelde ihmal edilen, sözde demokratik hakkın kullanımında yapılacak tercihten bahsetmiyorum sadece.

    Hayatımızın akışında karşımıza çıkan bütün tercihlerden ve kararlarımızı neye göre aldığımızdan konuşalım. Tarife bile belki gerek olmayan durumumuz milletçe tercihlerimizi pek de isabetli alamadığımızı gösteriyor. Sorunlarımız çok, derin ve birbiriye bağlantılı. Sorunlarımızı çözmek için sağlıklı bir ortam bile sağlayamayanlardan köklü çözümler beklemek hayaldir. Sağlıklı bir tercihte bulunmak için öncelikle sağlam bir bakışa, görüşe ihtiyaç vardır. Mesela, bir kişinin hak ve hukuk üzerine yaptığı konuşması, sizi ağlatacak kadar etkileyebilir. Ancak o kişinin hayatına ve konuşmalarına bir bütün halinde baktığınızda içinde bulunduğu çelişkileri ve samimiyetsizliği, sizde büyük bir kızgınlığa neden olabilir. Eğer siz bu kişiyi, bu bütüncül bakış açısının da üstünde bir açıdan, yani kişinin veya kurumun hayatına yön veren temel düşünceler ve inançlar üzerinden değerlendirirseniz sakat düşünce yapısı ve inançları sonucunda düştüğü zavallı durum, sizde, muhtemelen, derin bir acıma duygusu bırakır. Etrafınızdaki kişileri ve kurumları, bir an, zihninizdeki tüm yargılardan ve imajlardan temizleyerek, ne söylediklerine değil de, niçin ve nasıl söylediklerine bakarak değerlendirin. Eğer karşısındakinin canını yakmak, menfaat sağlamak gibi kötü niyetlerle konuştuğunu ve bunları hiç de ahlakî olmayan vasıtalarla size ulaştırdığını tespit ederseniz, kişi ve kurumun ne söylediğinin bir anlamı kalır mı?

    Herkes bir görüş sahibidir ve hemen bütün kararlarını bu görüşüne göre alır.

    Tercihler. İyi ve kötü arasında tercih. Güzel-çirkin ve doğru-yanlış arasında tercih. Peki ya kötüler arasında tercih konusunda ne düşünürsünüz? “Kimse beni bir şeye zorlayamaz!” Ne komik, ne acı bir söz. Tüm dünyada, bütün sözde iktidarlar, seçimle geldikleri halde, yine de, kendilerini seçen halkı ezmekten, aynı halk da benzer ezicileri seçmekten kendini alıkoyamıyor. Çok defa birbirine benzeyen kötüler arasında seçim yapmaya zorlanmıyor muyuz?

    Neredeyse her birinin sağlıksız olduğunu bildiğimiz halde market raflarından en zararsızını, önümüze konulan oy pusulasından kötünün iyisini, seçmek, ne demek? Sayısız kötü içinden tercihte bulunmak özgürlük değildir. Özgürlük, ruhunu sarsılmaz bir temele dayamadan mümkün değildir. Sarsılmaz temel, ancak iyilik, güzellik ve doğruluktur.

    Doğru yolda iyiye götüren dâva adamları vardır. Dâva iyilik dâvasıdır ve güzel olan odur.

    Sağlam görüş, ayakları yere basan, ne olduğunu bilen ve geleceğe ışık tutan sistematik düşünce hareketidir. Hareket güven vermeli. Maddî, fizikî ve ekonomik açıdan zayıf olsa da fikir ve inanç açısından tertemiz, pırıl pırıl olmalı, bir çocuk gibi. Çocuk belki güçsüz ellere ve ayaklara sahip olabilir ancak üzerine sinmiş cennet kokusu, saf kalbi ve şimşek gibi çakan zihni ona yeter. Çünkü Allah’ın eli inanıyoruz ki kalplerin üzerindedir ve çocuk istesek de olduğu durumda kalamaz, büyür.

    Görüşünüz nedir? O çocuk gibi saf ve keskin bir zihne sahipsiniz. Yoksa gürültüye, kendini kandırmaya ve çağımızın her türlü arızasına kapılanlardan mısınız? Gerçekçi olmak bunları kabul etmeyi gerektiriyor.

    Dedelerimizin dedeleri bir imparatorluğun çatısı altında yaşarken biz, milletimizin temel unsuru kardeşlerimize, kuru bir komşu muamelesi yapıyoruz. Milletimizin ve devletimizin köküne zehir atanlara ahmakça gösterdiğimiz neredeyse teslimiyet nasıl bir tercih sonucu olmuştur?

    Tüm dünyada halklar eziliyor. Çünkü halklar gerekeni yapmıyor. Müslüman halkların durumu da farksız. Halklar en güçlü iken aynı zamanda en mağdur. Halklar ne yapmalı? Azgınların tahrikiyle yakıp yıkmak her açıdan en zararlısı. Susmak ve boyun eğmek onurlu insanlara yakışmaz. Öyleyse ne yapmalı? Kendisine empoze edilen, bir şekilde korkutarak yada boş umutlara kandırarak, sınırlı tercihe zorlandığı ne varsa, reddedip rutin dışına çıkmalı, öncelikle. Ama en doğrusu şuurlanması halkların.

    Bizim için şuurlanmak Diriliş görüşüne sarılmaktır.

AHMET YAVUZ